İŞGALCİ İSRAİL’İN GAZZE’DE İŞLEDİĞİ SOYKIRIM SUÇU

İŞGALCİ İSRAİL’İN GAZZE’DE İŞLEDİĞİ SOYKIRIM SUÇU

Suçların suçu olarak nitelenen soykırım suçu tüm suçların atalığını yapmakta ve tüm suçların özelliklerini kendinde barındırmakta olan en ağır suçtur. Soykırım suçuyla bir topluluğu yok etmek amaçlanırken temel hedefte ise bebekleri ve çocukları yok etmek kastı vardır. Gazze’de aylardır yaşanan soykırım sürecinde istatistiksel verilerde öldürülen bebek sayıları, soykırım suçu faillerinin temel hedefinin bebekler ve çocuklar olduğunu göstermektedir.

Yunanca ırk, topluluk anlamlarına gelen “genos” kelimesi ve öldürme, katletme anlamlarına gelen “cide” kelimesinden oluşan “genocide” kavramı hukuk literatüründe ilk defa Rafael Lemkin isimli bir Yahudi tarafından kullanılmıştır. Türkçemize çok yerinde bir çeviriyle “soykırım” olarak geçen bu eylemin unsurları 1948 tarihli “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” ile belirlenmiştir. Soykırım sözleşmesi 140 devletin imzasıyla uluslararası alanda tanınırlığı açısından oldukça önemli bir yer edinmektedir. Soykırım suçunu işleyen, sözleşmeyi sistematik olarak ihlal eden İsrail’de sözleşmeyi imzalamıştır.  

“Soykırım oluşturan eylemler” başlıklı Sözleşmenin 2. maddesi ile soykırım eylemlerinin ne olduğu tanımlanmaktadır.

“Bu Sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri, soykırım suçunu oluşturur. 

  1. Gruba mensup olanların öldürülmesi; 
  2. Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi; 
  3. Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek; 
  4. Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak; 
  5. Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek.”

Tüm suçlarda olduğu gibi soykırım suçunun da hem maddi hem de manevi unsuru bulunmaktadır. Tanım üzerinden bu unsurların açıklamasının yapılması gerekmektedir. Soykırım suçunun maddi unsuru; bir gruba mensup olanları öldürme, zarar verme, yaralama, doğumları engelleme ve zorla nakletmedir. 

Manevi unsuru ise bu eylemleri yapanların o grubu yok etmek ortadan kaldırmak saikiyle hareket etmesidir. Soykırım suçunda manevi unsurun varlığı adeta bir niyet okumasıdır. Bir başka deyişle yalnızca bir gruba mensup insanların öldürülmüş olması soykırım suçuna vücut vermez. Bu gruba mensup insanların ortadan kaldırma saikiyle öldürülmesi soykırım suçunu oluşturacaktır. Bu nedenle özel kastın ispatı soykırım suçunun varlığı için şarttır. Bu nedenle tarih boyunca çok sınırlı sayıda eylemler için soykırım cezası verilebilmiştir. 

Önemle belirtmek gerekir ki soykırım suçu için katledilen insan sayısının önemi yoktur. Bu suçun topluluğa yönelmiş ve yok etme kastının varlığı ile hareket edilen eylemlerin olması gerekmektedir.

Aylardır Gazze’de yaşanılanların soykırım suçuna vücut verdiği noktasında herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. 

  • Gazze’de; hastanelerin, okulların, mescitlerin, altyapı sistemlerinin, sivil alanların doğrudan hedef alınması, 
  • Mülteci kamplarındaki çadırların bombalanması, 
  • Sürekli olarak tehcir politikası izlenerek Gazze’de yaşayan nüfusun zorunlu yer değiştirilmesi, 
  • On binlerce çocuğun öldürülmesi ve kaybı, 
  • İşgalci İsrail ordusunun özellikle çocukları ve hamileleri açıkça hedef almaları, 
  • İsrailli yetkililerin soykırıma yönelik açık beyanları, 
  • İsrail Cumhurbaşkanının tüm Gazzelilerin  terörist olduğunu ve cezalandırılacağını ifade etmesi,  
  • İsrail Başbakanının “Amalekliler’e atfı” (Talmud’da Amalek kavminin bebeklerinin ve hayvanlarının öldürülmesi, her şeyin yok edilmesi gerektiği emredilmektedir, dini bir emir olarak soykırım anlayışı),
  • İsrail Başbakanının ”Bu hain şehirde her yeri enkaz haline getireceğiz. Gazzelilere şunu söylüyorum: Artık gidin, çünkü her yere güçlü bir şekilde operasyon yapacağız.” sözü,
  • İsrail Miras Bakanının Gazze’nin imhası için nükleer silah kullanılması beyanı,  
  • İsrail Savunma Bakanı’nın “Hayvan insanlarla savaşıyoruz.” sözü, 
  • İşgalci askerlerin öldürülen Filistinlilerin organlarını ve naaşlarını çalması, 
  • Yeni gömülmüş naaşların bulunduğu mezarlıkları tahrip etmesi, 
  • Tüm uluslararası baskıya rağmen temel insani gıda ve yaşam malzemelerinin Gazze’ye sokulmasını engellemesi gibi daha sayılamayan onlarca nedene dayanarak; 

İsrail’in bölgede bulunan topluluğun tamamını yok etme kastıyla hareket etmesi sebebiyle, tüm bu sayılan eylemler soykırım suçunu oluşturmakta ve bu konuda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.

Güney Afrika Devleti tarafından açılan soykırım davasında da Uluslararası Adalet Divanı, 26 Ocak 2024 tarihli soykırıma ilişkin ihtiyati tedbir kararında bu hususlara açıkça değinerek soykırım sözleşmesinin ihlal edildiğini vurgulamıştır. Yine Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı tarafından işgalci İsrailli yetkililer hakkında verilen tutuklama talebi de bu kapsamda eylemlerin hukuki sonuçlarını ortaya koymaktadır. 

Gazze’de yaşanan eylemlerin tanımlanmasında ve karmaşaya yer verilmemesi adına ısrarlı bir kullanımla soykırım suçunun işlendiğinin vurgulanması, soykırım suçundan daha hafif nitelikte olan insanlığa karşı suç ile savaş suçu deyimlerinin vurgulanmaması oldukça önemlidir.

Yeryüzünde Adalet Kadın Hukukçular Platformu

Önceki Yeryüzünde Adalet Platformu’ndan Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği (ETHR)’ye Ziyaretimiz

Yeryüzünde Adalet Platformu © 2025. Her Hakkı Saklıdır